Anasayfaya Git



İş Cinayetlerini Unutma | İş Cİnayetlerini Unutmadık, Unutmayacağız!
  • 32. Vicdan ve Adalet Nöbetine Davetimizdir

  • Davutpaşa Karar Duruşması: Kaybettiğimiz Canlarımız Adalet İstemeyince Gerçekten Ölürler

  • 14 Temmuz Pazartesi: Davutpaşa Davası Karar Duruşması’na davetimizdir

  • Davutpaşa davasının karar duruşmasında aileleri yalnız bırakma!

  • MİLAS/GÜLLÜK Akfen Terfi İstasyonunda, İş Cinayetinde Hayatını kaybeden Canlarımızın 1. Yıldönümü Anmasına Davetimizdir..!

  • BEDAŞ-Alkama Erkan Keleş davasının 3. duruşmasına davetimizdir.

  • Esenyurt Marmara Park AVM Çadır Yangını Davası’nın 12. Duruşması Görüldü

Adalet Arayan İşçi Ailelerinin Cumhurbaşkanı Adaylarına mektubudur

 

Bizler kardeşlerini, analarını, babalarını, evlatlarını kanunlarda “iş kazası” olarak nitelenen iş cinayetlerinde kaybetmiş işçi aileleriyiz. Israrla “iş kazası değil iş cinayeti” demekteyiz. Çünkü öngörülebilen ve önlenebilirliği olan bir fiile kaza demek mümkün değildir.

Canlarımızın hayatını kaybetmesinde kimin ne sorumluluğu varsa, kim kanunların ve evrensel hukukun yüklediği görevleri yerine getirmeyerek canlarımızı kaybetmemize, bizleri bir ömür sürecek elem ve keder dünyasına atmaya sebep olmuşsa, yargılanmalarını ve layığıyla cezalandırılmalarını istiyoruz.

Bu isteğimiz gidenlere borcumuz ve geride kalanların kendileri için istediği adalettir. Yalnızca bizlerle de sınırlı değildir. Ekmeği için çalışmaya devam eden diğer işçi kardeşlerimizin “çalışırken ölmemesi” içindir.

Raporlara ve haberlere yansıdığı kadarıyla, günde 3 ila 8 işçinin çalışırken hayatını kaybettiği ülkemizin Cumhurbaşkanı adaylarının her ayın ilk Pazar günü Galatasaray meydanında tuttuğumuz “Vicdan ve Adalet Nöbeti”mize iştirak ederek, bizlerin şahsında iş cinayetlerinde hayatını kaybedenlerin ailelerinin adalet beklentilerine ve ekmeği için çalışan işçilere saygının bir ifadesi olarak, destek verme nezaketini esirgememelerini isterdik. Olmadı… 32’ncisini tuttuğumuz Ağustos nöbetinde de ziyaret eden olmadı.

Üzüntümüzü ve öfkemizi bastırarak Sayın Cumhurbaşkanı Adaylarına seslenmek istiyoruz.

1. Kanunların açık hükümlerine rağmen işverenlerin ve kamusal denetim sorumluluğu olanların yargılanmaları, layığıyla cezalandırılmaları yönünde açık bir tutum sahibi olunması,

2. Kamu görevlilerinin yargılanmasına mani olan “soruşturma izni verilmemesi” – “işleme koymama” – “işlemden kaldırma” türü uygulamalara son verilmesi,

3. İş cinayetlerinde hayatını kaybedenler arasında sayı ve ölüm biçimi gözetilerek bir alaka hiyerarşisi oluşturulmaması,

4. İş cinayetlerinde soruşturma süreçlerinin layığıyla yapılması ve bu yöndeki ailelerin müdahillik tutumlarını caydıran değil teşvik eden bir Savcılık tutumu oluşturulmasına önem verilmesi,

5. İş cinayetlerinde, sorumlularca geliştirilen “kan parası”na bağlanarak şikâyetten vazgeçirme yönündeki çabaların gayriahlaki, gayriinsani, gayrihukuki görülmesinin ilan edilmesi, ailelerin tazminat haklarının daha başında devlet tarafından güvenceye kavuşturulması,

6. İş cinayetlerinin kamu düzeni suçu kapsamına alınması,

7. Açılmış davalarda yargılama süreçlerinin adil ve etkin bir şekilde gerçekleşmesi hususunda açık taraflılığın ortaya konulması,

8. Cumhurbaşkanlığı makamına ve TBMM’de grubu bulunan siyasi parti temsilcilerine ulaştırdığımız ve 3 yıldır talep ettiğimiz 28 Nisan’ın, diğer dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de iş cinayetlerinde hayatını kaybedenleri ANMA ve YAS günü olarak ilan edilmesi,

hususlarında beklentilerimizin dikkate alındığı irade beyanlarınızı kamuoyu önünde açıklamanızı bekler, çalışmalarınızda ve adaylık sürecinde kolaylıklar dileriz. 

Saygılarımızla

İstanbul/Davutpaşa’da, Ankara/Ostim-İvedik’te, İstanbul/Esenyurt Marmarapark AVM’de, Muğla/Güllük Akfen Terfi İstasyonu’nda, Zonguldak/Kozlu’da, İstanbul/BEDAŞ’ta, Van/Bayram Otel’de, İstanbul/Esenyurt Özel Doğa Hastanesi’nde, İstanbul/Arka Sıradakiler dizi setinde, Manisa/Soma’da iş cinayetlerinde hayatını kaybedenlerin 

ADALET ARAYAN İŞÇİ AİLELERİ

| Yorum bırakın |
 

32. Vicdan ve Adalet Nöbeti basın bülteni/ 3 Ağustos 2014

Nobet_Basin_Bulteni_32

Yetmez, bütün sorumlular cezalandırılmalı

Adalet Arayan İşçi Aileleri’nin her ayın ilk pazar günü gerçekleştirdikleri Vicdan ve Adalet Nöbeti’nin 32’ncisi tutuldu. Bu ayın nöbetinde aileler 14 Temmuz’da karar duruşması görülen Davutpaşa patlaması davası sürecini, kararı ve sonrasını anlattı.

Basın açıklamasını Van-Bayram Otel’de hayatını kaybeden gazeteci Cem Emir’in kardeşi Sinem Emir okudu. Yapılan açıklamada iş cinayetlerinde bütün sorumluların yargılanması için ailelerin yıllardır verdikleri adalet mücadelesinin öneminin altı çizildi.

Müdürlerin ceza aldığı davada Belediye Başkanı ceza almadı

Açıklama sonrasında aileler ve gönüllü hukukçuları gazeteci Burcu Karakaş’ın sorularını yanıtlayarak söz aldı. 31 Ocak 2008’de maytap atölyesinde meydana gelen Davutpaşa patlamasında hayatını kaybeden Heybetullah Güleç’in abisi Hakkı Güleç, Zeytinburnu Belediyesi zabıta, imar ve şehircilik müdürleri ve iş hanı sahiplerinin ceza almasının tüm iş cinayetleri için emsal oluşturduğunu belirtti. Ailelerin 7 yıldır ısrarlı çabalarının sonucu olarak bu cezaların alındığını ifade eden Güleç, “Yetmez, müdürlerin ceza aldığı davada idarenin başı olan Zeytinburnu Belediye Başkanı ve diğer sorumluluğu olan yetkililer ceza alana kadar davamızı takip edeceğiz,” dedi.

“Denetimsizliği herkes biliyordu”

Davutpaşa’da yakını Lezgi Şimşek’i kaybeden Salih Temel söz aldı. Temel, “Patlamada yakın üç arkadaşımı ve kuzenimi kaybettim. Aynı zamanda söz konusu binada işyerim vardı. Denetimsizliği ve göz yumulduğunu herkes biliyordu. Bütün bunlara rağmen bu dava görülürken büyük zorluklara katlandık,” dedi. Dava sürecinde emek örgütleri ve siyasi partilerden birkaç kişinin ziyareti dışında kimseyi yanlarında göremediklerini; verilen kararın yeterli olmadığını ve adalet aramaya devam edeceklerini belirtti.

Van-Bayram Otel’de abisini kaybeden Sinem Emir söz alarak denetim sorumluluğu olduğu halde görevini yerine getirmeyen yetkililerin yanı sıra, dava süreçlerinde ailelerin adalet arayışında önlerinde engeller oluşturan mahkeme heyetleri ve bilirkişilerin varlığına dikkat çekti.

Bilirkişiler bilimsel gerekliliklerden uzak davranıyor

Esenyurt’ta Özel Doğa Hastanesi’nde elektrik akımına kapılarak hayatını kaybeden çocuk işçi Eren Eroğlu’nun babası Erdinç Eroğlu, kimi belediye yetkilileri ve kamu görevlilerinin Davutpaşa davası sürecinde cezalandırılmak yerine terfi edilerek ödüllendirildiklerini belirtti. Artarak devam eden iş cinayetlerine işaret ederek “Bu tür olayların önüne geçilebileceğini düşünüyoruz, biz burada hiçbir yerde bir daha olmasın diye mücadelemizi veriyoruz. Davutpaşa davasını da aileler takip etmeseydi kimse ceza almayacaktı,” dedi. Basının iş cinayetlerine yeteri kadar yer vermediğinin altını çizdi. Aylardır nöbetlerine devam ettiklerini ve birlikte davalarını takip ettiklerini ifade eden Eroğlu, emek örgütlerinin desteğini beklediklerini ve mahkeme süreçlerinde bilirkişilerin bilimsel gerekliliklerden uzak davrandığını aktardı.

“Yalnız bizim davamız değil”

Arka Sıradakiler dizi setinde çalışırken hayatını kaybeden Selin Erdem’in annesi Hacer Erdem söz alarak “Adalet var ama halka değil, adalet üst tabakaya,” diyerek yaşadıklarını aktardı. İş cinayeti gerçekleştiğinde hayatını kaybeden kişi ile birlikte tüm yakınları ve sevdiklerinin de derinden etkilendiğini anlatarak, “Ömrümüz yettiğince bu işin peşindeyiz, yalnız bizim davamız değil, bütün davalar için uğraşıyoruz,” dedi.

“Türkiye’de iş cinayetlerinin son bulmasını istiyoruz”

Davutpaşa patlamasında hayatını kaybeden Heybetullah Güleç’in yakını Sevim Güleç, acılarının büyük olduğunu, buna karşın verilen cezaların çok yetersiz olduğunu ve duyarlı olan herkesi verdikleri mücadeleye destek olmaya çağırdıklarını belirtti: “Bir daha bu ölümler olmasın, hiçbir aile bu acıyı bu şekilde tatmasın… Türkiye’de bunların son bulmasını istiyoruz.” Geçtiğimiz nisan ayında yayımlanan 2013 İş Cinayetleri Almanağı’nın da iş cinayetleri son bularak bir daha yayımlanmamasını dilediklerini belirtti. Davada karar verenlerin kendilerini anlamalarını istediklerini, davaya ayrılan duruşma salonunun dahi yetersiz olduğunu, ailelere bu süreçte değer verilmediğini ve kendilerine sürecin başından itibaren haksız olan taraf muamelesi yapıldığını dile getirdi.

Davutpaşa davası her aşamasında eksiklikler içermekte

Adalet Arayan İşçi Aileleri’nin gönüllü hukukçularından Erbay Yucak söz alarak dava sürecindeki önemli noktaları aktardı. Yucak mevcut mahkeme kararının bütün sorumluların yargılanması açısından yetersiz olmasına karşın, denetim sorumluluğu olan yetkililerin bir kısmının bilinçli taksirden ve üst sınırdan ceza almış olmalarının önemli olduğunu ve emsal teşkil ettiğini belirtti. “Davutpaşa davası her bakımdan her aşaması üstünde konuşulması gereken eksiklikler içermektedir,” diyen Yucak, davada aileler ve gönüllü hukukçularının yaşadığı güçlükleri anlattı. Patlama sonrasında 3 ay içinde Cumhuriyet Savcılığı tarafından görevlendirilen bilirkişi heyetinin raporunun çıkmış olmasına rağmen ceza davasının ancak 2,5 yılda açılabildiğini ifade etti. Mahkeme tarafından atanan bilirkişi heyetininse 7 ay boyunca raporunu teslim etmediğini, 7 ayın sonunda hukukçu bilirkişinin istifa ettiğini, mahkemece bilirkişiler hakkında herhangi bir işlem yapılmadığını belirtti. Daha sonra hazırlanan raporda kimya ve inşaat mühendisliği uzmanlığına sahip bilirkişilerin idare hukuku alanına dair görüş bildirmekten kaçınmadıklarını, bunun sonucunda da Danıştay kararıyla sanık durumuna gelen Zeytinburnu Belediye Başkanı’nın Cumhuriyet Savcılığı bilirkişi raporuna rağmen cezasız bırakıldığını belirtti. “Düşünün ki, Danıştay tarafından beş kurum sorumlu bulunduğu ve tutulduğu halde ancak bir kurum, o da müdürler düzeyinde, ceza davası yargılanmasında ceza alabilmişlerdir,” diyen Yucak, “Tabii ki kabulü mümkün değildir, mahkeme kararını temyiz ettik, gerekçeli karar tarafımıza tebliğ edildikten sonra ayrıntılı temyiz dilekçesini mahkemeye sunarak kamuoyuyla paylaşacağız,” diyerek sözlerini tamamladı.

32. Vicdan ve Adalet Nöbeti, ailelerin 7 Eylül’de gerçekleşecek bir sonraki nöbete destek çağrısıyla son buldu.

| Yorum bırakın |
 

32. Vicdan ve Adalet Nöbetine Davetimizdir

Basına ve Kamuoyuna

Adalet Arayan İşçi Aileleri 3 Ağustos 2014 Pazar günü 13.00′te Galatasaray Lisesi önünde tutacakları  32. Vicdan ve Adalet Nöbeti’ne davet ediyor.

7 yıla yakın süren Davutpaşa davasının karar duruşması 14 Temmuz’da görüldü. Davutpaşa davası sürecini, kararı ve sonrasını ailelerden ve hukukçularından dinleyeceğiz.

Vicdan sahibi, adalet duygusunu yitirmemiş herkes “bu vahşeti” anlayarak davranmalı diyoruz. “İş cinayetlerine dur diyebilmek için Vicdan ve Adalet Nöbeti’ne” başladık, devam ediyoruz.

Ve biz en çok canı yananlar, geride kalanlar için ve başka canlar yanmasın diye,

Davutpaşa, Ostim-İvedik, Van-Bayram Otel, BEDAŞ, Esenyurt-Marmara Park AVM, Kozlu, Milas-Güllük, Arka Sıradakiler dizi seti ve Özel Doğa Hastanesi’nde çalışırken hayatını kaybetmiş işçilerin Adalet Arayan Aileleri olarak İŞ CİNAYETLERİNİ UNUTMAMAK-UNUTTURMAMAK için,

Dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi 28 Nisan’ın İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybedenleri ANMA ve YAS Günü ilan edilmesi için change.org üzerinden (http://t.co/FE4zMj9AV8başlattığımız imza kampanyamız devam ediyor.

Bu nöbetin gazetecisi Burcu KARAKAŞ.

İŞ KAZASI DEĞİL CİNAYET!..

ADALET ARAYAN İŞÇİ AİLELERİ

www.iscinayetleriniunutma.org

unutma@iscinayetleriniunutma.org

facebook.com/VicdanVeAdaletNobeti

twitter.com/iscinayetleri

vicdanveadaletnobeti.wordpress.com

 

| Yorum bırakın |
 

Eylem Can: Üçüncü sayfa haberi değil iş cinayeti

İş cinayetleri toplumun gündemine Soma faciası ile geldi. Fakat ne yazık ki “Bütün sermayemizi, emeğimizi ortaya koyduk. Kazada en çok biz mağduruz” diyen patronlarla ya da “Ölüm bu işin fıtratında var” diyen zihniyetiyle ilk kez karşılaşmıyoruz. Örneğin 2012′de 878, 2013′te ise 1235 işçi, iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Son on yılda resmi rakamlarla 11 bin 282 kişi iş cinayetlerine kurban gitmiş; kayıt dışı iş kazalarını da hesaba kattığımızda sonucu varın siz düşünün.

Adalet Arayana Destek Grubu işte bu cinayetlere, kazalara, ihmallere sessiz kalınmaması için örnek bir çaba sergiliyor. İş Cinayetleri Almanağı 2013, bu çabanın meyvelerinden biri. Çeşitli işkollarında çalışan işçiler bir araya gelip hazırlıyor bu almanağı. Sesleri her geçen gün daha çok yankı buluyor. Biz de bu çabaya destek olalım, hem çalışmalarını hem de almanak üzerinden iş cinayetlerini konuşalım istedik. Sorularımızı Adalet Arayana Destek Grubu gönüllülerinden Eylem Can yanıtladı.

Söyleşi: Volkan Alıcı

İş Cinayetleri Almanağı’nın ikincisi tam da Soma cinayetiyle örtüşen bir zamanda yayımlandı. Adalet Arayana Destek Grubu ve almanak fikri nasıl doğdu?
Kentsel dönüşüm ve iş cinayetleri mevzularında gönüllü faaliyetler sürdüren Adalet Arayana Destek Grubu, BirUmut Derneği’ndeki çalışma gruplarından biri. Çeşitli işkollarında çalışan farklı mesleklerden işçileriz. Mesai dışı zamanımızda aklımız, yüreğimiz, gücümüz yettiğince emeğimizi mağdur, güvencesiz, kimsesiz işçilerin, emekçilerin haklarını savunmak için yürüttükleri mücadelelere destek olmaya çalışıyoruz. İş cinayetleri açısından bizim miladımız, 2008′de Davutpaşa’da meydana gelen patlamanın ardından başlayan adalet mücadelesine dayanıyor.

Her gün 3 ilâ 5 işçi hayatını kaybederken ülkenin gündeminin bambaşka mevzular oluşuna itiraz ederek iş cinayetlerine karşı duyarlılık oluşturmak, iş cinayetlerinin görünür, duyulur ve bilinir olmasını sağlamak, Adalet Arayan İşçi Aileleri’nin sürdürdükleri onurlu mücadeleden kamuoyunu haberdar etmek ve iş cinayetlerinde yakınlarını kaybedenleri de mücadele etmeye davet etmek için 2012’de almanak çıkarmaya karar verdik.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) her ay iş cinayetleri raporunu açıklıyor. Emekten yana gazeteler raporlara yer veriyor. Biz de Adalet Arayana Destek Grubu olarak İSİG raporlarını, ulusal basını ve sendika.org başta olmak üzere emeğin sesi olan internet sitelerini tarayarak, iş cinayetlerini basılı hale getirerek içinden geçtiğimiz günlerin beleğini tutalım, Türkiye’nin karanlık yüzünün fotoğrafını çekelim, vahşi çalışma koşullarının değişmesi için mücadele eden işçilerin sözlerine, adalet mücadelelerine yer vererek bu karanlığı yırtmaya çalışalım dedik. Vicdan, bellek ve mücadelenin almanağını hazırlayalım ve iş cinayetlerini herkesin gündemine sokalım…

İş cinayetlerinin kader, fıtrat, yaygın söylem olarak da “kaza” diye tanımlanmasına karşın, “iş cinayeti” vurgusunun altını çizmenizin nedeni nedir? Neden kaza değil de cinayet?
Kazanın Türk Dil Kurumu sözlüğündeki açıklaması, “İstem dışı veya umulmayan bir olay dolayısıyla bir kimsenin, bir nesnenin veya bir aracın zarara uğraması.” 2012’de 878, 2013’te 1235 işçinin hayatını kaybetmesi ne “istem dışı” ile ne “umulmayan” ne de bunların sonucu olan “kaza” ile açıklanabilir. “İş kazaları”nın %98’i, %99’u öngörülebilir ve önlenebilirse, o zaman işçilerin hayatını kaybetmesi “kaza” değil düpedüz cinayettir.

“Kaza”, “kader” ve “fıtrat” gibi kelimeler bir sorumsuzluğu, yapacak bir şeyin olmadığını, kabul edilmesi gerektiğini imlerken cinayet faili işaret eder. Kimdir bu cinayetlerin faili?

- Kâr hırsı nedeniyle işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinden kısarak, maliyet unsuru olarak gördüğü işçiyi insanlık dışı koşullarda çalıştıran patronlar.

- İşçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin alınıp alınmadığını denetlemekle yükümlü oldukları halde ihmalleri görmeyen, gerekli denetimleri yapmayan tüm kamu ve kuruluşları.

- Bütün sorumluların yargılanması talebine kulaklarını kapatıp kamu çalışanlarını, belediye başkanlarını, valileri, bakanları koruyarak cinayetlerin cezasız kalmasına neden olan hâkimler, savcılar.

- Ve her iş cinayetinde işçilere kusur bulan bilirkişiler; “kader”, “doğa”, “fıtrat”, “kaza” diyerek iş cinayetlerini kaçınılmaz ve olağan hale getirmeye çalışan patronlar, bakanlar, başbakanlar…

Herkesin aklına “kaza” yerine “cinayet” kavramını yerleştirebilirsek, dildeki değişim düşünce biçimimize de etki edebilir. 1235 işçinin bir yılda hayatını kaybetmesi, 2014’ün ilk altı ayında en az 600 işçinin hayatını kaybetmesi bu kadar olağan karşılanmaz. Bütün sorumluların, en alt kademeden devletin en tepesine kadar olan bütün sorumluların, yargılanması için bir adım atılmış olur.

Soma’ya da gitmiştiniz. İşçi sağlığı ve iş güvenliği açısından gözlemlerinizi anlatabilir misiniz?
Davutpaşa’da, Ostim-İvedik’te, Esenyurt Marmara Park AVM çadır yangınında, Kozlu’da, Milas-Güllük’te, BEDAŞ’ta, Arka Sıradakiler dizi setinde, Van Bayram Otel’de, Özel Doğa Hastanesi’nde ve daha nicelerinde gördüğümüz kâr hırsı, ihmal ve denetimsizlik şeytan üçgeni Soma’da da işledi maalesef. İşçi sağlığı ve iş güvenliği açısından hiçbir önlem alınmamış. Soma’ya baktığımızda bu facianın bugüne kadar yaşanmamış olması şaşırtıcı.

Soma’yı ziyaret eden heyetimizin aktardığına göre, madene inen işçilerin tamamının her vardiya öncesi yakınlarıyla helalleşerek vedalaşıyor. İşçilerin yangın çıkabileceği uyarısına karşın, kazmayla vurdukları her parçanın ellerini yakmasına karşın, sırf tonaj tutturmak için bir şey olmaz denerek çalıştırılmalarından mı bahsedelim; 8 saatlik mesaisine maden içinde yürüdükleri sabah akşam 45 dakika-1 saatlik yolun katılmaması nedeniyle zaten ağır işçi olan madencilerin uzun saatler çalıştırılmasından mı; dayıbaşlarının tonaj tutturulmadığı zaman işçileri dışarıya bırakmamasından mı; tatilsiz, hiç dinlenemeden çalışmak durumunda kalmaktan mı; bu ağır koşullarda aylık 80 lira yemek parasıyla ekmek arası yağ, hadi en fazla peynir yiyerek, onu da hadi hadiler eşliğinde 15 dakikada yemek durumunda bırakılmalarından mı?

Soma’da faciasında en basit işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirleri bile alınmadığı, denetlemeler doğru düzgün yapılmadığı için söylenebilecek çok fazla bir şey yok maalesef. 301 işçinin hayatı birkaç torba kömür kadar bile değerli değil…

Soma’yla birlikte taşeronluk sistemi daha da görünür oldu, en azından sorunun önemli bir öğesi olduğu tartışıldı. Meclis’e gelen tasarıya göre, taşeronluk sistemi kalıcılaşıp yaygınlaştırılacak gibi görünüyor üstelik. İş cinayetlerinde taşeronluk sisteminin payı nedir?
Taşeron, güvencesiz çalışma, en asgari düzeyde bile çalışma koşullarının olmaması demek. Bazen bir kişinin iki dudağı arasından çıkacak bir çift söze bağlı oluyor yevmiyeyi almak. Taşeron, insanca çalışmadan uzaklaşmak ve ölüm demek. Taşeron sistemi ölüm zincirinin bir parçası.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinden kıstıkça maliyet kalemi daha azalmış, patronlar daha çok kazanmış ve işçiler daha çok hayatını kaybetmiş olacak. Sorumluluk zincirinde de birçok davada gördüğümüz gibi en alt taşeron suçlanacak. Failler ve sorumlular zinciri bir üst taşerona, daha üst taşerona, asıl işverene, büyük sermayeye ve uluslararası sermayeye, devletin tepesindeki ortaklara ulaştırılmayacak. Bütün failler ve sorumluların gizlenmesi için de taşeron sistem kullanılacak.

Peki, özellikle inşaat sektörünün her zaman iş cinayetlerinde ilk sırada olmasının nedeni “mesleğin fıtratı” mı yoksa başka nedenleri de var mı?
Türkiye patronlar, müteahhitler için bir inşaat cenneti ama inşaatların bilmem kaçıncı katından “bir anlık dikkatsizlik sonucu dengesini kaybederek” düşen işçiler için bir ölüm ülkesi.

Her sokakta inşaat var. İnşaat işçilerinin çoğunun üzerinde yıpranmış giysilerden başka bir şey yok. İşçinin nerde ne iş yaptığına bakılmaksızın en fazla baret veriyorlar. Emniyet kemerleri göstermelik. Hareket imkânı verecek düzenek kurulmadığı için işçi, kemerinin bir ucunu inşaat iskelesine takmak zorunda kalıyor; orada işi bitince, birkaç metre yana kaymak için kemerini iskeleden söküp başka bir yere takmak zorunda kalıyor, bu sırada düşerse “dikkatsizlik” deniyor. Düzenek olsa düşmeyecek. Milyon dolarlık inşaatlarda işçiler naylon çadırda hayatını kaybediyor.

Günde en az iki inşaat işçisi hayatını kaybederken ya da iş göremez hale gelirken, paralarını alamazken, tuvaletten yemeğe hiçbir ihtiyaçları doğru düzgün karşılanmazken inşaat işçilerinin de örgütlenmekten başka çıkar yolları kalmadı. Şimdi inşaat işçileri başta yaşam hakları için örgütleniyorlar.

Meslek hastalıklarından kaynaklı ölümlerin oranı çok yüksek. 2013 Almanağı’nda “Meslek Hastalığı” bölümünde buna dikkat çekmişsiniz. Sendikalar, meslek örgütleri bu meseleyle yeterince ilgileniyor mu? Neler yapılmalı sizce?
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre çalışma kaynaklı can kayıplarının %14′ü “iş kazası” denilebilecek akut durumlarken %86’sı meslek hastalıkları nedeniyle. Ancak resmi rakamlara bakınca meslek hastalıkları nedeniyle hayatını kaybeden kimse yok. Çalışma kaynaklı astım mı olduk hastalık hemen ev akarına, kedi tüyüne bağlanabiliyor. Ev işçisinin fıtık olması yaptığı işle bağlantılandırılmıyor ya da bir inşaat işçisi KAOH olunca maske takmaması akıllara gelmiyor. Hayatımıza silikozisle giren meslek hastalıklarıyla hep birlikte mücadele etmemiz gerekiyor. İlk önce gerçek rakamların ortaya çıkarılması ve toplumun bilinçlendirilmesi gerekiyor. Biz de bu konuya Almanak’ta silikozis ile giriş yaptık; biz de seminerlere katılarak, bu konuda mücadele eden doktorları, uzmanları, dernekleri, komiteleri dinleyerek kendimizi yetiştirmek, daha iyi organize olarak bu meseleyle mücadele etmek istiyoruz.

Her ayın ilk pazar günü Vicdan ve Adalet Nöbeti tutan Adalet Arayan İşçi Aileleri’nin etkin bir parçasısınız. Bilmeyenlere, bu eylem hakkında bilgi verebilir misin?
İş cinayetlerinde hayatını kaybedenlerin Adalet Arayan İşçi Aileleri ile birlikte ilk Vicdan ve Adalet Nöbeti’ni 16 Mayıs 2012’de HES inşaatında hayatını kaybeden işçiler için tuttuk. İş cinayetleri karşısındaki suskunluğu kırmak, suskunlaşmış vicdanları harekete geçirmek için başladık nöbete. Başlangıçta her hafta nöbet tutuyorduk, 7 Ekim 2012’den beri her ayın ilk pazar günü 13.00’te Galatasaray Lisesi önündeyiz.

Her nöbetin bir röportajcı gazetecisi ve bir konusu oluyor. Gazeteci arkadaşımız ailelerle röportaj yapıyor. Aileler ve gönüllü hukukçuları yaklaşan davalar ya da davalardaki önemli gelişmeler hakkında bilgi veriyor. Bazı nöbetlerimizi işkollarına ayırıyoruz; örneğin maden, tersane, ev işçileri için nöbet tutuyoruz, meslek hastalıklarını gündemimize alıyoruz.

28 Nisan’ın dünyanın diğer birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybedenleri Anma ve Yas Günü ilan edilmesini talep ediyoruz nöbetlerde. Aileler Meclis’e gidip grubu bulunan partilere, başbakan ve cumhurbaşkanına da taleplerini ilettiler. İmza kampanyamıza imza verilmesini istiyoruz. (www.chn.ge/1gyePj4)

Ailelerin birlikte takip ettikleri duruşmaları takip ediyoruz. Basını bu duruşmalar ve gelişmeler hakkında bilgilendiriyoruz. Ailelerin sürdürdükleri onurlu mücadelelerinde yüklerini bir parça hafifletmeye uğraşıyoruz.

http://www.arkakapak.com/genel/eylem-can-ucuncu-sayfa-haberi-degil-is-cinayeti/

| Yorum bırakın |
 

İş Cinayetleri Almanağı 2013 ÇIKTI!

İş Cinayetleri Almanağı 2013 ÇIKTI! 

2013medum2012 yılı almanağını “Böyle bir almanağa bir daha ihtiyaç duyulmamasını umut ediyoruz” diye temenni etmiştik. 2013′te en az 1235 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Üstelik, almanakta yer alan bu tabloya ulusal basına haber olmayanlar ve meslek hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetmiş işçi kardeşlerimiz dahil değil.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tespitlerine göre, çalışma kaynaklı can kayıplarının %14’ü “iş kazası” olarak nitelenen akut durumlar, %86’sı ise meslek hastalıkları kaynaklı. Çalışma dolayısıyla yaşam hakkı ihlalleri devam ediyor…. Almanak Basın Özeti için tıklayınız. >>> 2013AlmanakBasin

Okumaya devam et

| Yorum bırakın |
 

İş Cinayetleri Almanağı 2012

 İş Cinayetleri Almanağı 2012

 “İş cinayetlerinde hayatını kaybedenlerin ve 2009’da yaşamını yitiren Davutpaşa Davası avukatlarından Kâmil Kirman şahsında “işçi ailelerinin adalet mücadelesi”nin emektarları anısına…”

2012smallÜlkemizde yayımlanan raporların, haberlerin ve Sosyal Güvenlik Kurumu yayınlarının izini sürdüğümüzde günde 5 ila 8 işçinin, çalıştığı sırada yaşanan “kaza” nedeniyle iş cinayetinde hayatını kaybettiği gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Bizlere bu gerçeği duyurmak için çabalayan sınırlı sayıda organizasyon ve canı yanmış Adalet Arayan İşçi Aileleri ile…

İş cinayetleri günlük yaşamımızın bir parçası değil. Hayatını kaybedenler haberlere konu olmuyor, gazetede birkaç satır veya ölüm biçimine bağlı olarak üç beş sütun yer buluyor. İşçiler kalıcı olarak sakat kalıyor, ağır yaralı olarak tedavi görürken veya yakalandıkları meslek hastalığı sonucunda sessizce ve yavaş yavaş hayatlarını kaybediyor.

Okumaya devam et

| Yorum bırakın |
 

Davutpaşa Karar Duruşması: Kaybettiğimiz Canlarımız Adalet İstemeyince Gerçekten Ölürler

Davutpaşa Karar Duruşması Basın Bülteni

 

Kaybettiğimiz Canlarımız Adalet İstemeyince Gerçekten Ölürler

DSC_0257

31 Ocak 2008′de Davutpaşa’daki kaçak ve Ruhsatsız maytap atölyesinde meydana gelen patlamada 20 işçi hayatını kaybetti, 130 kişi yaralandı. Karar duruşması 14 Temmuz 2014 Pazartesi günü saat 09.00′da Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Aileler ve hukukçulara göre karar olumlu ama yeterli değil. Tüm sorumlular yargılanana kadar mücadele etmeye devam edeceklerini açıkladılar.

 

7 yıldır aranan adalet: Davutpaşa’da ne olmuştu?

31 Ocak 2008’de Zeytinburnu/Davutpaşa’daki maytap atölyesinde meydana gelen patlamada 20 kişi hayatını kaybetti, 130 kişi yaralandı. Cumhuriyet Savcılığı tarafından olaydan hemen sonra görevlendirilen bilirkişi heyeti, raporunu 3 ay içerisinde teslim etti. Raporda bilirkişi tarafından sorumlu gösterilen kurumlar ve kişiler hakkında ceza davası ancak 18 Şubat 2010 tarihinde açılabildi.

Bu süre boyunca Davutpaşalı Aileler 20 Haziran 2009’da başlamak üzere 35 hafta süren Taksim tramvay durağında ceza davası açılması için nöbet tuttular.

Bilirkişi raporunda sorumluluğu olan Zeytinburnu Belediye Başkanı ve Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı adına Çalışma Sosyal Güvenlik İl Müdürü ancak 4 yıl aradan sonra davada sanık yapılabildi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı bilirkişi raporunda sorumluluğu tespit edilmesine rağmen yargılanamadı. Aileler ve avukatları bu durum nedeniyle AİHM’e başvuruda bulundu. Dosya halen AİHM’de.

Devam eden yargılama sürecinde mahkeme heyeti yeni bir bilirkişi görevlendirmesi yaptı. Bilirkişi heyeti görevlendirildikten itibaren yaklaşık 7 ay sonra raporunu teslim etti. İlk raporda sorumlu tutulan Zeytinburnu Belediye Başkanı, Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı adına il müdürü ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı sorumlu tutulmadı. Mahkeme bilirkişi raporuna ailelerin ve avukatlarının itirazlarını kabul etmedi.

Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet Savcısı itiraz edilen bilirkişi raporunun istikametinde mütalaasını verdi. Sadece bina sahipleri Remzi ve Resul Koçyiğit’in, Zeytinburnu Belediyesi Ruhsat ve Denetim Müdürü, Zeytinburnu Belediyesi Zabıta Müdürü, Zeytinburnu Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlerinin cezalandırılmasını istedi.

Savcılık Mütalaası hakkında değerlendirme

Aileler ve hukukçuları 12 Temmuz 2014′te Savcılık Mütalaası hakkındaki değerlendirmelerini paylaştılar.

1- Zeytinburnu Belediye Başkanı, Çalışma Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı adına İstanbul Valiliği’nin davada cezalandırılmasının istenmemiş olmasını doğru bulmadıklarını,

2- Nitekim İstanbul İdare Mahkemelerinde açılmış olan Tam Yargı (tazminat) davalarında verilen karar Danıştay 8. Daire tarafından onanmıştır. Bu karara göre İçişleri Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı, Zeytinburnu Belediyesi Başkanlığı kusurlarından dolayı tazminata mahkum edilmiştir.

3- Cezalandırılması istenen sanıklara dönük “kusuru oranında ceza tayini” istemi doğru değildir.

4- Üst sınırdan cezalandırılma istenmemesi doğru değildir.

5- Cezalandırılması istenilen TCK maddesi bakımından bina sahipleriyle, Belediye görevlilerinin aynı maddeden cezalandırılmasını istemek de doğru değildir.

Davutpaşa Davası Karar Duruşması: Adalet iş cinayetleri sınavı verdi

14 Temmuz 2014 Pazartesi günü görülen 19. duruşmada 6. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Davutpaşa Davası hakkında karar verildi.

1. Sanıklardan Zeytinburnu Belediyesi Zabıta Müdürü Feruz Kutsal TCK’nın 85/2 maddesine göre takdiren ve teşdiden 9 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, yapılan indirimlerle neticeden 7 yıl 6 ay hapisle cezalandırılmasına,

2. Sanıklardan Ruhsat ve Denetim Müdürü Rüstem Tekin TCK’nın 85/2 maddesine göre takdiren ve teşdiden 9 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, yapılan indirimlerle neticeden 7 yıl 6 ay hapisle cezalandırılmasına,

3. Sanıklarından Şehircilik ve İskan Müdürü Şevket Yıldırım TCK’nın 85/2 maddesine göre takdiren ve teşhiden 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, yapılan indirimlerle neticeden 4 yıl 2 ay hapisle cezalandırılmasına, bu cezanın da neticeden 30.400 TL hapis cezasından çevrilme adli para cezasına çevrilmesine,

4. Sanıklarından İmar ve Şehircilik Müdürü Servet Kırna TCK’nın 85/2 maddesine göre takdiren ve teşdiden 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, yapılan indirimlerle neticeden 4 yıl 2 ay hapisle cezalandırılmasına, bu cezanın da neticeden 30.400 TL hapis cezasından çevrilme adli para cezasına çevrilmesine,

5. Sanıklarından 17.12.2007’den beri İmar ve Şehircilik Müdürü olan Hatice Küçükakyüz TCK’nın 85/2 maddesine göre takdiren ve teşdiden 3 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, yapılan indirimlerle neticeden 2 yıl 6 ay hapisle cezalandırılmasına, bu cezanın da neticeden 18.200 TL hapis cezasından çevrilme adli para cezasına çevrilmesine,

6. Sanıklarından bina sahibi Resul Koçyiğit TCK’nın 85/2 maddesine göre takdiren ve teşdiden 6 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, yapılan indirimlerle neticeden 5 yıl hapisle cezalandırılmasına, bu cezanın da neticeden 5 yıl hapis cezasına çevrilmesine

6. Sanıklarından bina sahibi Remzi Koçyiğit TCK’nın 85/2 maddesine göre takdiren ve teşdiden 6 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, yapılan indirimlerle neticeden 5 yıl hapisle cezalandırılmasına, bu cezanın da neticeden 5 yıl hapis cezasına çevrilmesine,

7. Diğer sanıklar Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik İl Müdürü Atakan Tanış ve İşçi Hasan Altay hakkında beraat kararı verilmiştir.

Karar olumlu ama yetmez

Aileler ve hukukçuları kararı bir yanıyla olumlu bulurken, diğer yanıyla Zeytinburnu Belediye Başkanı ve Çalışma ve Sosyal İl Müdürü hakkında verilen beraat kararına, bina sahiplerine verilen ceza miktarının azlığına ve İmar Şehircilik Müdürlerine verilen cezanın miktarına ve cezanın para cezasına çevrilmesine itiraz ettiler.

Danıştay 8. Daire tarafından kesinleşen yüksek mahkeme kararında olduğu gibi sorumluluğuna hükmedilen İçişleri Bakanlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Çalışama ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı-İş Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın yargılama süreçlerine dahil edilmesi yönündeki çabalarını sürdüreceklerini beyan ettiler.

Bu kararın iş cinayetlerinin durdurabilmesi için kamusal denetim sorumluluğu olanlara sorumluklarını hatırlatmasını sağlayacağını umduklarını ve adalet hakikatine bağlı olarak 7 yıldır acıyla, öfkeyle, kederle davalarını takip etmelerinin ve mücadele etmenin erdemini yaşadıklarını söylediler. İş cinayetlerinde yakınlarını kaybedenleri adalet mücadelesine davet eden aileler, davalarını takip etmeselerdi ceza alanların da cezasız kalacaklarını belirttiler. Aileler kaybettiğimiz canlarımız adalet istemeyince gerçekten ölürler dediler.

 

www.iscinayetleriniunutma.org

unutma@iscinayetleriniunutma.org

www.davutpasayiunutma.org

davutpasaliaileler@davutpasayiunutma.org

facebook.com/VicdanVeAdaletNobeti

twitter.com/iscinayetleri

www.vicdanveadaletnobeti.wordpress.com

 

 

| Yorum bırakın |
 

14 Temmuz Pazartesi: Davutpaşa Davası Karar Duruşması’na davetimizdir

Davutpaşa Davası Karar Duruşması’na Davetimizdir

 

Basına ve Kamuoyuna

14 Temmuz Pazartesi günü 09.00′da Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek Davutpaşa Davası’nın karar duruşmasına ve 13.00′te yapılacak basın açıklamasına davetimizdir. Aileler ve gönüllü hukukçular bugün savcılık mütalaasını değerlendirdiler.

31 Ocak 2008’de Zeytinburnu/Davutpaşa’daki maytap atölyesinde meydana gelen patlamada 20 kişi hayatını kaybetti, 130 kişi yaralandı. Cumhuriyet Savcılığı tarafından olaydan hemen sonra görevlendirilen bilirkişi heyeti, r0aporunu 3 ay içerisinde teslim etti. Raporda bilirkişi tarafından sorumlu gösterilen kurumlar ve kişiler hakkında ceza davası ancak 18 Şubat 2010 tarihinde açılabildi.

Bu süre boyunca Davutpaşalı Aileler 20 Haziran 2009’da başlamak üzere 35 hafta süren Taksim tramvay durağında ceza davası açılması için nöbet tuttular.

Bilirkişi raporunda sorumluluğu olan Zeytinburnu Belediye Başkanı ve Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı adına Çalışma Sosyal Güvenlik İl Müdürü ancak 4 yıl aradan sonra davada sanık yapılabildi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı bilirkişi raporunda sorumluluğu tespit edilmesine rağmen yargılanamadı. Aileler ve avukatları bu durum nedeniyle AİHM’e başvuruda bulundu. Dosya halen AİHM’de.

Devam eden yargılama sürecinde mahkeme heyeti yeni bir bilirkişi görevlendirmesi yaptı. Bilirkişi heyeti görevlendirildikten itibaren yaklaşık 7 ay sonra raporunu teslim etti. İlk raporda sorumlu tutulan Zeytinburnu Belediye Başkanı, Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı adına il müdürü ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı sorumlu tutulmadı. Mahkeme bilirkişi raporuna ailelerin ve avukatlarının itirazlarını kabul etmedi.

Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet Savcısı itiraz edilen bilirkişi raporunun istikametinde mütalaasını verdi. Sadece bina sahipleri Remzi ve Resul Koçyiğit’in, Zeytinburnu Belediyesi Ruhsat ve Denetim Müdürü, Zeytinburnu Belediyesi Zabıta Müdürü, Zeytinburnu Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlerinin cezalandırılmasını istedi.

Savcılık Mütalaası hakkında değerlendirme:

Aileler ve hukukçuları bugün saat 12.00’de yaptıkları basın toplantısında Savcılık Mütalaası hakkındaki değerlendirmelerini paylaştılar.

1- Zeytinburnu Belediye Başkanı, Çalışma Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı adına İstanbul Valiliği’nin davada cezalandırılmasının istenmemiş olmasını doğru bulmadıklarını,

2- Nitekim İstanbul İdare Mahkemelerinde açılmış olan Tam Yargı (tazminat) davalarında verilen karar Danıştay 8. Daire tarafından onanmıştır. Bu karara göre İçişleri Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı, Zeytinburnu Belediyesi Başkanlığı kusurlarından dolayı tazminata mahkum edilmiştir.

3- Cezalandırılması istenen sanıklara dönük “kusuru oranında ceza tayini” istemi doğru değildir.

4- Üst sınırdan cezalandırılma istenmemesi doğru değildir.

5- Cezalandırılması istenilen TCK maddesi bakımından bina sahipleriyle, Belediye görevlilerinin aynı maddeden cezalandırılmasını istemek de doğru değildir.

14 Temmuz 2014 Pazartesi günü saat 09.00’da Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek olan karar duruşmasını ve aynı gün saat 13.00’te adliye önünde yapılacak basın açıklamasına bütün vicdan sahiplerini ve adalet duygusunu yitirmemiş insanları davet etmekteler.

 

www.iscinayetleriniunutma.org

unutma@iscinayetleriniunutma.org

www.davutpasayiunutma.org

davutpasaliaileler@davutpasayiunutma.org

facebook.com/VicdanVeAdaletNobeti

twitter.com/iscinayetleri

www.vicdanveadaletnobeti.wordpress.com

 

 

| Yorum bırakın |
 

Davutpaşa davasının karar duruşmasında aileleri yalnız bırakma!

DavutpasaKararDurusmaAfis-02

 

31 Ocak 2008′de Davutpaşa’daki kaçak ve ruhsatsız bir maytap atölyesinde meydana gelen patlamada 20 işçi hayatını kaybetti, 115 işçi yaralandı. 

Yan yana gelen Davutpaşalı aileler 35 hafta Taksim tramvay durağında ceza davası açılması için nöbet tuttu. Ceza davası patlamadan 2,5 yıl sonra açılabildi.  Çalışma Sosyal Güvenlik İl Müdürü, Zeytinburnu Belediyesi görevlileri, Zeytinburnu Belediye Başkanı ve yapı sahiplerinin yargılandığı davada Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesi Savcılığı mütalaasını verdi.

İlk Bilirkişi Raporu’nda, İdare Mahkemesi’ndeki davalarda, sanık ve tanık ifadelerinde sorumlulukları ayan-beyan ortada olan Zeytinburnu Belediye Başkanı-İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı-Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı / İş Teftiş Kurulu Başkanlığı-İçişleri Bakanlığı-BEDAŞ yargılanmasın diye uğraştılar, şimdi de ceza almasınlar diye uğraşmaktalar.

Karar duruşması 14 Temmuz Pazartesi günü 09.00′da Bakırköy Adliyesi’nde. 

İş cinayetlerine emsal olacak kararı birlikte bekleyelim. Pazartesi günü sen de Bakırköy Adliyesi’ne gel, 7 yıldır sebatla, inatla adalet arayan aileleri yalnız bırakma!

 

Adalet Arayan İşçi Aileleri

| Yorum bırakın |
 

31. Vicdan ve Adalet Nöbeti basın bülteni: 14 Temmuz’da iş cinayetleri sınavı var

31. Vicdan ve Adalet Nöbeti basın bülteni – 6 Temmuz 2014 Pazar

 14 Temmuz’da iş cinayetleri sınavı var

İş cinayetleri bir daha olmasın, başka canlar çalışırken hayatını kaybetmesin diye tutulan Vicdan ve Adalet Nöbeti’nin 31′incisi Taksim Galatasaray Lisesi önünde tutuldu. Nöbetin röportajcı gazetecisi Banu Güven’di. Nöbette 31 Ocak 2008′de Davutpaşa’da meydana gelen patlamada hayatını kaybeden 20 işçinin 14 Temmuz’da görülecek karar duruşması, Van-Bayram Otel davasının seyri ve Adalet Arayan İşçi Aileleri’nin Soma ziyareti konuşuldu.

 

VAN1

 

Her ayın ilk pazar günü iş cinayetlerinin son bulması temennisiyle tutulan Vicdan ve Adalet Nöbeti’nin 31′incisi tutuldu. Adalet Arayan İşçi Aileleri 14 Temmuz’da görülecek karar duruşmasını, Van Bayram Otel davasını ve Soma katliamı nedeniyle Soma’da hayatını kaybeden ailelere yaptıkları üçüncü taziye ziyaretini kamuoyuna anlattılar. Adalet Arayan İşçi Aileleri adına Esenyurt Marmara Park AVM çadır yangınında ağabeyi Barış Kıyak’ı kaybeden Damla Kıyak basın açıklamasını okudu.

 

Sesimizi duyuyor musunuz? Davutpaşa’yı hatırlıyor musunuz?

Nöbetin röportajcı gazetecisi Banu Güven, Soma katliamının göz göre göre geldiğini, yıllardır meydana gelen iş cinayetlerinin Soma’nın habercisi olduğunu, ama gerekli önlemler alınmadığı için Soma katliamının aslında sürpriz olmadığını aktardı. Nöbeti izleyenlere ve sokaktan geçenlere seslenen Güven, “Sesimizi duyuyor musunuz? Davutpaşa’yı hatırlıyor musunuz?” diye sordu. Güven 14 Temmuz’da görülecek karar duruşmasına herkesi çağırdı, bu davanın bütün iş cinayetleri için önemli olduğunu aktardı.  “Başka Davutpaşalar, Tuzlalar, Kozular, Esenyurtlar, Somalar olmasın diyen herkes karar duruşmasına gelmeli ki başka iş cinayetleri engellensin” dedi.

 

Davutpaşa’ya seyirci kalınmasaydı Soma katliamı meydan gelmezdi

31 Ocak 2008′de Davutpaşa Emek İşhanı’nda, kaçak ve ruhsatsız olarak faaliyet gösteren bir maytap atölyesinde 20 işçi meydana gelen patlamada hayatını kaybetti. 3 ay sonra bilirkişi raporu hazırlandı. Ceza davası ailelerin ısrarlı mücadelesi sonucunda 2,5 yıl sonra açılabildi. Aileler bu süreçte 35 hafta Taksim tramvay durağında ceza davası açılsın diye nöbet tuttu.  Yıllardır süren ceza davasının karar duruşması 14 Temmuz’da görülecek. Aileler yıllardır tüm sorumlular yargılansın talebiyle ceza davasını takip etmekte.

Davutpaşa patlamasında eşi Gülhan Çabuk’u kaybeden İdris Çabuk söz alarak, “Biz bu dava sürecinde kamu kurum ve kuruluşlarında görevli olanların yargılanmadığına şahit olduk. Devlet suçluları korursa, onları ödüllendirirse, yükseltirse, biz bu iş cinayetlerinin önüne geçemeyiz. Davutpaşa’ya seyirci kalınmasaydı Soma katliamı meydana gelmezdi. Adalet bunca zamandır oyalanmıştır, iş cinayetlerine seyirci kalınmıştır ve sonuçta başka iş cinayetlerinin meydana gelişine göz yumulmuştur” dedi.

VAN2

Mahkeme 14 Temmuz’da sınav verecek

Davutpaşa patlamasında kardeşi Heybettullah Güleç’i kaybeden Hakkı Güleç, “Derinlemesine soruşturma yürüttüler. Öyle derin ki dibini bulamadılar, bir türlü dibini görüp sorumluları yargılayamadılar. Tüm sorumlular yargılansın diye sürdürdük bu mücadeleyi. Mahkeme 14 Temmuz’da sınav verecek. Hakimler, savcılar iş cinayetleri son bulsun istiyorlarsa, sorumluları en ağır şekilde yargılamalı” dedi.

 

İçişleri Bakanlığı hukuku tanımıyor

İkinci Van depremi sırasında, hasar tespitinin yapılıp yapılmadığını haberleştirmek için Van’da görev başındayken hasar tespitin yapılmadığı Bayram Otel’de hayatını kaybeden gazeteci ağabeyi Cem Emir’i kaybeden Sinem Emir Meclis ziyaretlerinden bahsetti. Mecliste grubu bulunan bütün partilerden randevu talip ettiklerini, ancak AKP’nin bir türlü randevularına olumlu cevap vermediğini anlattı. Anayasa Mahkemesi’nin yaşam hakkı ihlali nedeniyle sorumlu olan kamu kurum ve görevlilerinin yargılanmasının önünü açan kararı olmasına karşın İçişleri Bakanlığı’nın 7 aydır mahkeme kararına uymamasını eleştirdi, davalarını sonuna kadar takip edeceklerini anlattı. Emir, “İçişleri Bakanlığı hukuk tanımıyor. Yasal süre aşıldığı halde Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymuyor. Biz hukukun uygulanmasını istiyoruz. Kamu idarecilerinin yargılanması neden bu kadar zor? Hukuk devletinde yaşayan herkesi bağlayan Anayasa Mahkemesi neden İçişleri Bakanlığı’nca tanınmıyor?” diye sordu, adaletin tecelli etmesini istediklerini dile getirdi.

31. Vicdan ve Adalet Nöbeti Soma ziyareti izlenimlerinin aktarılması, 14 Temmuz’da görülecek Davutpaşa karar duruşması ve 32. Vicdan ve Adalet Nöbeti’ne davetle son buldu.

 

VAN3

 

 

Aşağıda 31. Vicdan ve Adalet Nöbeti basın açıklaması ve Soma ziyareti Adalet Arayan İşçi Aileleri raporu bulunmaktadır.

 

Basın açıklaması:

Basına ve Kamuoyuna

31. Vicdan ve Adalet Nöbetimiz için buradayız. Adalet Arayan İşçi Aileleri adına, hoş geldiniz diyoruz.

SOMA devam ediyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin yazılı, görsel, dijital basından, emek-meslek örgütlerinden gelen bilgiler ve işçiler, işçi yakınlarının bildirimleri ışığında tespit edebildiği kadarıyla yayınladığı rapora göre, Haziran ayında en az 140 işçi iş cinayetinde yaşamını yitirdi…

Soma daha tazeliğini korurken Şırnak’ta kömür madeninde, Milas-Güllük daha senesini doldurmamışken Manisa’daki terfi istasyonunda işçiler, aynı ihmallerle iş cinayetlerinde hayatlarını kaybettiler. Öncelikle hayatını kaybeden işçi kardeşlerimiz başta olmak üzere, iş cinayetlerinde hayatını kaybeden kardeşlerimize rahmet, ailelerine sabır ve yaralı kardeşlerimize şifa diliyoruz.

Yıllardır söyledik ve devam ediyoruz. İş cinayetlerinin son bulması için bu vicdansız ve adaletsizlik çemberini kırmalıyız.

Kırmalıyız ki, hayatını idame ettirmek için çalışan emekçi çalışırken ölmesin.

Kırmalıyız ki, iş dönüşü babasını-anasını-kardeşini-çocuğunu bekleyen yakınları boynu bükük kalmasın.

Kırmalıyız ki, işçiler de sevdikleriyle hayal kurmaya devam edebilsinler.

Kırmalıyız ki, emekçinin hayatının da, kendisinin de kıymetli olduğu anlaşılsın.

Kırmalıyız ki, onlarca kurulu mahkemelerin üyeleri gerçekten adalet sağlama huzursuzluğunu iliklerine kadar hissedebilsin.

Kırmalıyız ki, uzmanlık ve bilirkişilik adına görüş bildirenlerin “işveren ve idare kayırıcılığı” son bulsun.

Kırmalıyız ki, adalet arayan yalnız kalmasın ve insanlık kazansın.

Yine yıllardır dilekçelerimizle mahkemelere, basın açıklamalarımızla kamuoyuna, iş cinayeti davalarında yargılama “taksir değil, olası kastla ve kasten öldürmeye dayalı fiiller olarak görme esasıyla” yapılmalıdır DİYORDUK.

Yargıtay Bursa-Kemalpaşa’da 2009 yılında 19 madencinin iş cinayetinde hayatını kaybettiği davada duydu sesimizi ve Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği taksirle ölüme sebebiyet verme kararını bozdu. DARISI BÜTÜN İŞ CİNAYETİ DAVALARINA…

Tekraren söylüyoruz, işverenler ve denetim yükümlülüğü olanlar, yasal mevzuatımızda ifade edilen “işçi sağlığı ve iş güvenliği hükümleri” gereği olan iş güvenliği önlemlerini “ticari faaliyetinin başından beri almama” ve “ölümlerin meydana gelmesine sebebiyet verme”, “yasal yükümlülüklerini yerine getirmeme” ve “görevlerini ifa etmekten kaçınma” nedeniyle ASLİ SORUMLUDURLAR.

Ve biz aileler olarak diyoruz ki, adil ve bütün sorumluların yargılanması hususunda hükümet edenler etkili tutum almadıkça, hakimler-savcılar ve bilirkişiler her iş cinayetini “kamu düzenine dair bir suç” olarak görmedikçe, kamusal denetim mekanizmaları etkili olarak yerine getirilmedikçe, işverenlerin işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirleri almasında caydırıcılık artırılmadıkça, taşeron sistem devam ettikçe, sendikal örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılmadıkça, sendikalaşan işçileri işten atan işverenler cezalandırılmadıkça, sendikalar ve emekten-emekçiden yanayım diyen partiler-organizasyonlar görevlerini yapmadıkça… iş cinayetleri sürmeye devam edecektir.

Temmuz ayı nöbetinde:

Ey Hakimler-Savcılar ve Bilirkişiler, Yetkililer! Adil-Vicdanlı ve Cesur olun diyoruz! Bir kez daha…

  • Van-Bayram Otel davasında 7 ay önce Anayasa Mahkemesi’nin Van Valisi ve AFAD yetkililerinin soruşturulması gerektiği yönündeki kararına rağmen, İçişleri Bakanlığı hala izin vermedi. Aileler TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerin grup başkanvekilleri ile görüştüler.
  • 7 yıldır devam eden ve 3 ayda çıkan Bilirkişi Raporu’na rağmen sorumlular hakkında ceza davası 2,5 yılda açılan Davutpaşa Davası 14 Temmuz’da karara çıkıyor.
  • Adalet Arayan İşçi Aileleri heyeti Soma’ya gitti.

Dinleyeceğiz.

Vicdan sahibi, adalet duygusunu yitirmemiş herkes “bu vahşeti” anlayarak davranmalı diyoruz. “İş cinayetlerine dur diyebilmek için vicdan ve adalet nöbetine” başladık, devam ediyoruz.

  • Ve biz en çok canı yananlar, geride kalanlar için başka canlar yanmasın diye, her ayın ilk pazar günü, Taksim Galatasaray Meydanı’nda 13.00′te bir saatlik Vicdan ve Adalet Nöbetimizi tutmaya devam edeceğiz…
  • 28 Nisan, diğer dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybedenleri ANMA ve YAS Günü ilan edilmelidir. 3 yıldır başlattığımız talebin takipçisi olmayı sürdüreceğiz. change.org‘da (t.co/FE4zMj9AV8) adresi üzerinden başlattığımız imza kampanyasını gerçekleşinceye kadar devam ettireceğiz.

 

Bu nöbetin gazetecisi Banu GÜVEN .

ÇARESİ YOK… BÜTÜN SORUMLULAR YARGILANACAK!

İŞ KAZASI DEĞİL CİNAYET!..

ADALET İSTİYORUZ…

ADALET ARAYAN İŞÇİ AİLELERİ

 

www.iscinayetleriniunutma.org

unutma@iscinayetleriniunutma.org

facebook.com/VicdanVeAdaletNobeti

twitter.com/iscinayetleri

VAN4 

 

Soma ziyareti Adalet Arayan İşçi Aileleri raporu:

13 Mayıs 2014′te Somada meydana gelen “iş cinayeti” ve “katliamı” sonrasında Adalet Arayan İşçi Aileleri’nin ve Adalet Arayana Destek Grubu’nun Soma ile ilgili izlenimlerini ve önerilerini içeren metindir. Öncelikle Soma’da hayatını kaybeden işçi kardeşlerimize rahmet ve yakınlarına sabır diliyoruz. Bu çalışmaya esas teşkil eden ziyaret ve görüşmeler 14 Mayıs-20 Mayıs tarihleri arasında heyet olarak gerçekleştirilen ziyaret, 1 Haziran-6 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilen heyet ziyareti ve 21 Haziran’da Adalet Arayan İşçi Aileleri heyetinin topluca gerçekleştirdiği ziyaretlerdeki görüşmelere ve izlenimlerine dayanmaktadır.

1- Soma “iş cinayeti-katliamı” davasının soruşturma sürecine dair

Genel olarak ceza soruşturmasının hayatını kaybeden işçilerin ailelerinin ve toplum vicdanını tatmin edecek biçimde sürdürülmesi konusunda endişeler devam etmektedir. Ailelerin ve kamuoyunun bu tereddüt ve endişelerini giderecek biçimde gereken güvenin temin edilmesi büyük önem taşımaktadır.

Olayın hemen sonrasında yaptığımız ziyaret sonrası yayımladığımız ilk izlenim raporundaki önerilerimizden,

a- Araştırma yetkili bağımsız komisyon oluşturulması önerisi karşılık bulmuştur. Ancak eksiktir. TBMM’de grubu bulunan siyasi parti temsilcileriyle sınırlı tutulmaması gerektiği yönündeki görüşümüzü korumaya devam ediyoruz.

b- Soma Holding ve bağlı şirketlerin mal varlığına Soruşturma Savcılığı tarafından “tedbir konulması” geçerliliğini sürdürmektedir. Açılan tazminat davalarında verilen tedbir kararları Savcılık tarafından alınacak tedbir kararının yerine ikame edilemez.

c- Şirket yetkilileri ve diğer şüpheliler soruşturma sürecini etkilemeye ve kamuoyunu yanıltmaya dönük tutumlarının sınırlandırılmış olması önemlidir. Nitekim önerimiz bu doğrultudaydı. Ancak çalışanlarla sınırlandırılmış bir ceza davası kaygısı devam etmektedir.

Hazırlık soruşturması belgelerine dayanılarak medyada yer alan haberlerin içerik ve haber verilme biçimleri soruşturmayı kısıtlayan niteliğiyle devam etmektedir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği tedbirleri yönünden bütünlük içinde söz konusu işletmenin ele alınması ve Enerji Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Ege Linyit İşletmeleri, Park Teknik, Soma Holding, Sendika bakımından ayrı ayrı irdelenmesi gereken hususlar yerine spesifik sayılabilecek vaka ve olay anlatımları soruşturma sürecinin sağlıklı yürümesine hizmet ettiğini düşünememekteyiz.

Az ya da çok demeden kimin ne sorumluluğu varsa bunun anlaşılmasına dönük bir çaba ve gayrettir meşru ve de gerekli olan. Devamını yargılama sürecinde göreceğiz. Bu vesileyle belirtmek isteriz ki yetkililer “eksiksiz bütün sorumluların yargılanacağı” yönündeki beyanatlarıyla tutarlı davranmalıdırlar. 2013 Ocak ayında Kozlu’da gerçekleşen “iş cinayetinde” 8 işçi hayatını kaybetmişti ve Cumhuriyet Savcılığı’nın TTK Yönetim Kurulu üyelerinin soruşturulması talebine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından izin verilmemiştir. Yine benzer “iş cinayeti” davalarında kamu idarecilerinin soruşturulması hususunda da fazla sayıda örnek mevcuttur. Tekrar etmemesini kamuoyu huzurunda diliyoruz.

2- Tazminat davaları sürecine dair

Henüz Soruşturma Savcılığının dosyasında ön bilirkişi raporu dışında bir rapor mevcut değildir. Cumhuriyet Savcılığı tarafından atanmış olan Bilirkişi Heyeti’ne rapor için verilen süre 3 aydır. Bilirkişi Heyeti’nin incelemeleri devam etmektedir. Bu duruma rağmen aceleyle tazminat davaları açılması yoluna gidilmesinin adalet mücadelesinin bütünlüğüne zarar verdiğini düşünmekteyiz. Şöyle ki,

a- Henüz ceza soruşturmasında bilirkişi raporunun çıkmadığı ve şüphelilerin belli olmadığı koşullarda tazminat davasının tarafı olarak Ege Linyit İşletmeleri ve Soma Holding ile sınırlı bir taraf oluşturarak dava açılması eksiktir.

b- Tazminat davalarına sendikanın mal varlığını katmak, o mal varlığının işçilere ait olduğunu görmezden gelmektir. Ayrıca sendika yönetim kuruluna ve genel merkeze dönük iddialar öncelikle ceza soruşturması dahilinde ısrar edilmesi gereken durumlardır.

c- Soma sürecini takip eden bütün hukukçuların birinin davranışının diğerlerini de etkileyeceği hassasiyetini düşünmesi ve ortaklaşmacı tutum oluşturması gerekirken tazminat davaları özgülünde bu oluşmamıştır. Açılan tazminat davalarında istenen miktarların medya eliyle de paylaşılması ailelerde ayrıntısı konuşulmayan bir beklenti sınırı oluşturmuştur. Ayrıca bu kadar aceleyle tazminat davalarının konuşulması ceza soruşturmasını gölgeleyen bir hüviyete bürünmüştür.

d- Açılmış tazminat davalarında “şirket mal varlıklarına ilişkin tedbir kararları verilmiş olması” tek olumluluk olarak sayılabilir.

e- Barolar Birliği başta olmak üzere, ilgilenen hukukçu organizasyonlarının tazminat davalarının bugüne kadar oluşmuş teamülleri de dahil olmak üzere ailelere dönük sağlıklı bilgilendirme süreçlerini ortaklaşa yapması önemlidir. Ayrıca bu davalarda oluşmuş olan yargısal içtihatlar Soma özgülünde tartışma konusu yapılacaksa da bunun aileler tarafından bilinmesi ve paylaşılması önemlidir. (Örneğin manevi tazminat miktarları gibi.)

Yukarıda ceza davası ve tazminat davalarına ilişkin ifade ettiğimiz hususlar aynı zamanda temel yaklaşım olarak işçi ailelerinin adalet mücadelesinin bütün olduğunu ve ayrılmaması gerektiği inancına ve tecrübesine dayanmaktadır. Medyanın bu husustaki haberleştirme dili ise sorunu iyice köpürten bir niteliğe sahiptir.

3- Davalarda aileler merkezli bir sürecin oluşması ve adalet mücadelesinin takipleri bakımından

Henüz bu hususa dair bir kestirimde bulunmak için erken olsa da bugüne kadar gelişen sürecin ailelerin “olan bitene”, “olması gerekene” ait bilgilerle buluştuğu bir süreç olarak işlediğini söylemek zor. Umuyoruz ki bundan sonraki süreç, ailelerin birbiriyle buluşması ve birlikte süreci takip etmelerinin hikmetini insani olarak da, adalet mücadelesi bakımından da anlaşılır olmasına hizmet edecek biçimde gelişir.

4- Somadaki işçi ailelerine dönük gerçekleştirilen yardımlar süreci bakımından

İlk heyet ziyareti sonrasında 16.05.2014 tarihinde yaptığımız açıklamada “yasal haklar yardım gibi sunulmamalıdır” ve “yardımların dağıtımı bir aleniyet içinde gerçekleştirilmelidir” demiştik. Devamında AFAD’dan sorumlu hükümet yetkilisi tarafından bu doğrultuda yapılan açıklama isabetli olmakla birlikte aileler dünyasında karşılığını bulmamıştır. Çünkü ayni ve nakdi yardımların dağıtımı konusunda “eşitsizlik olduğu” yönündeki inanç “bu inancı besleyen çeşitli bilgiler nedeniyle de” kendini devam ettirmektedir.

Ayrıca AFAD ve TOKİ arasında yapılan protokolle toplanan yardımlarla 301 daire yapılacağı ve adının da “301 Evler” olacağı açıklamaları tepkiyle karşılanmaktadır. Şöyle ki,

a- Yardımların nasıl kullanılacağı doğrudan yardımın muhatabı ve sahibi ailelere sorulmadan böyle bir karar verilmesinin yanlışlığı,

b- Ailelerin sahip olduğu ihtiyaçların farklılıkları,

c- Hayatını kaybedenlerin bakmakla yükümlü oldukları aile düzeni ve gerçeği dikkate alınmadan sayı belirtilmiş olması,

d- Yapılacak konutların adının “301 Evler” olması.

Diğer ve önemli bir husus ise gösterilen ilginin adalet mücadelesi bakımından da aynı şekilde devam edip etmeyeceğine dair oluşan tereddütlerdir. Bizce de haklı tereddütlerdir. Diğer “iş cinayetleri” sonrasında olduğu gibi unutmaya dayalı bir tekrarın gerçekleşmemesini diliyoruz.

5- Faaliyetine devam edecek olan Kömür İşletmelerindeki işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirleri ve maden dışında yeni istihdam alanlarının yaratılması ihtiyacı bakımından

Soma katliamı sonrasında kamuoyunda sıklıkla tartışıldığı ve konuşulduğu üzere bölge tarımının geçim sağlayacak kapasitesinin kaybolması nedeniyle madende çalışmanın emekçiler bakımından bu kadar önemli hale gelmesidir. Aynı evden babanın, oğlun, kardeşin birlikte madende çalıştığı gerçeğini dikkate aldığımızda,

a- Başta tarımsal üretimin ve yeni istihdam alanlarının canlandırılmasına yönelik teşvik ve sübvansiyon politikalarının geliştirilmesi gerekmektedir.

b- İşçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirleri alınmadan, çalışma ortamı güvenli kılınmadan madenlerde çalışmaya işçiler zorlanmamalıdır. Yasal hakları korunmalıdır.

c- İşçilerin sendikal örgütlenme süreçleri konusunda kamu idarecileri müdahaleci tutum sahibi olmamalıdır.

Yukarıda ifade ettiğimiz hassasiyetleri ve önerileri kamuoyuyla paylaşırken 7 yıldır “iş cinayetleri” davalarındaki tecrübelerimizi ve sahip olduğumuz alakadarlık durumunu Soma’da hayatını kaybeden maden işçilerinin davalarından ve adalet arayan ailelerinden esirgemeyeceğimizin, her daim alakamızı devam ettireceğimizin kamuoyunca bilinmesini isteriz.

 

 

 

| Yorum bırakın |
 
  • Maden İşçilerini Unutma
  • Facebook/Twitter